Tanrı herşeye seyirci midir?
Tanrı kötü bir yönetmen midir, dünya da olup biten onca vahşete ve adaletsizliğe seyirci mi kalmaktadır?
1- Sevgili dostum. Yüreğinde insan olmanın ışığını taşıdığın için bu alemde olup biten kötülükleri kabul edememekte ve bunlara bir türlü anlam verememektesin. Çok basit bir benzetme yapacak olursak, önüne konulan soru kağıdındaki cevap şıklarına bakarak öğretmeninin karakterini tespit etmeye kalkmaktasın. Bu alemde olup bitenler senin gözünde belki bir vahşet belki büyük bir adaletsizlik olabilir, ancak aynı bakışın Tanrı katında da söz konusu olacağına dair herhangi bir kural bulunmamaktadır. “Yaratılış-Acı-Ölüm” üçlemesini ruhani bir bakış açısıyla ancak yenebilirsin, fizik kurallarına göre dört dörtlük bir yaşam formülüyle değil. Kaldı ki bu dünyada seyirci olan tanrı değil insanın ta kendisidir.
Bacada tüten dumanın içinde kalarak nefes almaya çalışmak güçtür, bir ateş yakabilmek için illa dumanı takip etmeye de gerek yoktur. Göze çekili perdeyi kaldırabilmek için ilkin gönül kapısını aralamak gerekir, yoksa damdan düşmenin şaşkınlığıyla hakikat aranıp bulunmaz. Kozasından yeni çıkan bir kelebeği hatırla, uçması için gerekli kanın kantlarına akabilmesi için kabuğunu kendi çabasıyla kırması gerek.
Yaşamı bir okula benzetecek olursak şayet, kamil bir insanın sahip olabileceği erdemler ancak onların karşısında yer alan adaletsizliklerin öğrenilmesiyle mümkündür. Acıyı tattığın için aklını kullanmayı ve böylelikle mutluluğu öğreniyorsun, kötülüğü gördüğün içinse iyi bir insan olmaya çalışıyor hatta onca olup bitenlere isyan edip tanrılık vasfına dahi bürünebiliyorsun. "Sırf benim için mi bu vahşet" diyebilirsin, sen böyle düşünesin diye diğerleri acı çekerek herhangi bir bedel ödemiyor, herkes sadece kendi yaşamında katlanmış olduğu bir bedeli ödüyor. Şayet dikkat edersen, varolduğunu sezdiğin bu vahşet bizzat ona maruz kalanların acısıyla sınırlıyken senin sadece korkularının ve isyanının kaynağı olabiliyor. Belki de o acıya katlananın halini anlamaktan çok aynı kaderi paylaşmaktan korkuyoruz.
Evet bu sahnede sen "başrolde" oynuyorsun, bir başkası değil. Perişan halde gördüğü dilenci kılığındaki oyuncuya kanıp da senaryonun yazarına yüz çeviren bir insan bir tek kendi isyanına alkış tutulmasını bekleyecektir. Oysa anlamsızlığa kapı açacak olan her türlü isyan kendi ateşinde sadece kendini tüketecektir.
Dışımızdaki hiçbir acının sonsuza değin sürmediğini, içimizdeki inancın ise sonsuzluğa hükmetmek istediğini görmemiz gerekir. Hangi amaç uğruna olursa olsun kendisine belli bir inanç yolunu çizememiş biri için acının anlamsız görünen yüzü kendi varoluşundan çok kaybolmuşluğuna hizmet eder. Hiç istemediğimiz bir dünyada yaşıyor olabiliriz ama bu durum varoluş sebebimizi boşa çıkarmamalıdır. Dışarıda kaderin kasırgası esip duruyorsa şayet düş evinin duvarlarını inançla sıvamak gerekir. Yine de şunu da unutmamalı ki insan ne herhangi bir inancın demir güllesi altında ezilmeli ne de hiçliğin balonuna asılıp savrulup gitmeli.
Son olarak olaya bir de tersten bakmalı. Her şey senin istediğin gibi güllük gülistanlık olsaydı dünyanın cennetten ne farkı kalırdı, cennette yaratılmış olsaydın şayet iyiliğin ve aşkın kıymeti ne olurdu? Gerçekten de herşeyin mükemmel olmasını mı istiyorduk, yoksa elinden geldiğince insan olabilmenin zaten mükemmel bir şey olduğunu bu hayat mı bize öğretmek istiyordu?
Cem Bülent İSTEK
0 yorum yazılmıştır
Yorum yaz!