Gönülden yakınlığı, birliği yakalayanların "Naz ehli" olabileceklerini bildirerek, "Naz makamını" anlatmak için Dedebaba, bir hikâyeyi kaleme alır:
"Naz makamı, yakınlık makamıdır. Bu makamda olanın kimsesi yok demektir ve gönlü kendi tasarrufunda değildir. Kararsızdır, muratsızdır.
Adamın biri, pek meşhur bir vaizin konuştuğu esnada, camide uyukluyormuş, 'Hızır' da, o gün, o camiye girmiş ve bu adamcağızın yanına oturmuş. Yanındakinin uyukladığını görünce onu dürtmüş:
-Dinlesene.. Daha iyi olmaz mı? Ne güzel sözler söylüyor. Uyuklamak ayıp değil mi?
Adam, Hızır'ın yüzüne bakmış ve yine uyuklamasına devam etmiş. Hızır, bir müddet sonra tekrar dürtmüş, adam yine aynı şekilde, pek aldırmamış. Dürtükleme üçüncü defa olunca, adamcağız Hızır'a dönmüş ve nâz perdesinden bir ses vermiş:
-Yahu!.. Hani Hızır insanı rahatsız etmez derlerdi, sen boyuna beni rahatsız edip duruyorsun, haydi işine git, beni rahat bırak..
Bu söze şaşırıp kalan Hızır'ı bir düşüncedir almış. Bu adam beni nasıl tanıdı? Ben, Allahı seven kulların hepsini bilirim, bunun adı listemde yok, Cenab-ı Hakk bunu benden neden gizledi? Gibi, bir sürü mülahazalar.. Nihayet Huzur-u Hakka gidip işi anlatmış. .Kendisine şöyle bir hitap erişmiş:
-Sende, beni seven kullarımın listesi var, amma, benim sevdiklerimin listesi yoktur. O gördüğün kulum, benim sevdiklerimdendir."